Taare Zameen Par

 

“Gerçek hayat acımasız, rekabete dayalı bir dünya… Herkes çocuğu dereceye girsin, birinci olsun istiyor. Doktor, mühendis, yönetici daha azı kabul edilemez. Yüz üzerinden 95.5, 95.6, 95.7… Daha azı prestijsiz değil mi?

Bir düşünün; her çocuğun kendine özgü yetenekleri, kapasitesi ve hayalleri vardır.

Ama yok öyle! Herkes aynı yarışta, aynı şekilde yetişmeli.

Beş parmağın bile beşi bir değil. İsterseniz itip çekin, aynı hizaya getirmeyi deneyin. Parmaklarınız kırılır.

Yarışlara bu kadar meraklıysanız çocuk değil yarış atı yetiştirin. Çocuğunuzu sizin bu hırsınızın ağır yükü altında ezilmesine zorlamanız, çocuk işçiliğinden de beter.”

Tahmin ediyorum ki hepimizin gizli kalmış dehlizlerinde, gerçeğin sert rüzgârlarına dayanamayıp kırılmış, yürütemediğimiz için geride bırakılmış, kimi zaman sızlayan, köleliğimizden arta kalan zamanlarda eline bir şeker tutuşturup avutmaya çabaladığımız bir hayal vardır. Hayal diyorum çünkü bize yalnızca “varlıklı” olmanın başarıya götürebileceği öğretildi. Mesela karnesinde müzik ve resim notu 5 üzerinden 5 olmayan yoktur herhalde. Önemsiz görülen bir ders için öğretmene bile gerek duyulmuyordu hatta bazı okullarda, o saat dersi olmayan herhangi bir öğretmen dolduruyordu boşluğu. Çünkü insanlar “varlıklı” olmayı önemsiyordu, “var olmak” beş para etmiyordu.

Çoğumuzun hayallerinin katili olan eğitim sistemini, eleştirel bir bakış açısıyla işleyen bir dram filmi “Taare Zameen Par”. Türkçe adıyla “Yerdeki Yıldızlar”, öğrenmekte sorun yaşayan 8 yaşındaki bir çocuğun, idealist bir öğretmenle karşılaşması sonucu değişen hayat hikâyesini anlatmakta. 2007 yılının son çeyreğinde gösterime girmiş olduğunu belirtirken, Türkiye’de gösterilmediğinin de altını çizelim.

Bollywood sineması hakkındaki görüşünüz nedir bilmiyorum. Şayet Hint filmlerine karşı kötü yönde düşünceler besliyorsanız Aamir Khan’la tanışmıyor olmanız muhtemel. Önyargılardan arınıp ona bir fırsat vermeniz gerektiği kanaatindeyim. Zira kendisi gerek oynadığı gerek yönettiği gerekse yazdığı filmlerle Bollywood’un başarısını dünyaya kanıtlamakta bir hayli ısrarcı görünüyor.

Evet, daha önce dünya çapında büyük başarılar elde etmiş, “idealist öğretmen” temalı filmler izlemiş olabilirsiniz. Ama bu filmi farklı kılan önemli ayrıntılar var bana kalırsa. Öncelikle öğretmenden ziyade öğrencinin hayatı gözler önüne serilmiş. Yani başrolümüz Ishaan (Darsheel Safary), 8 yaşında bir çocuk. Üstün performansıyla filme çok büyük katkı sağlamış. Hatta bu oyunculuğu onu Bollywood’un Oscar’ı olarak kabul edilen Filmfare ödüllerinde “En İyi Oyuncu” ödülünün sahibi yapmış. Minik yıldızımızın hayal dünyasını izleyiciye gösterebilmek için mükemmel bir yöntem kullanılmış: animasyon. Yerinde, aşırıya kaçmadan ve çok başarılı animasyon sahneleriyle anlatılmak istenen düşüncenin altı kırmızı kalemle bir kez daha çizilmiş. Önemli ayrıntılardan bir diğeri ise Hint filmlerinin vazgeçilmezi müzikler. Alışılagelmiş Hint motifleriyle birlikte, batı ezgilerini de görmek mümkün. Şarkı sözlerine ise fazlasıyla önem verilmiş. Filmin belli noktalarında, özenle yazılmış şarkıların her biri, aforizma tadında ustaca kaleme alınmış. Filmin ilk sahnelerinde sabah işe ve okula giden aile fertlerinin otonom davranışlarını gösterirken çalmakta olan şarkının sözlerinden bir örnek vermek istiyorum:

-(Baba işe giderken) Bağcıkları bağlayın, kemerleri sıkın, savaşa hazır olun. Tüm sorumluluk sizin omuzlarınızda. Dosyalar elinizde ve dünyayı ele geçireceksiniz. Rotadan ayrılmayın, hedeften sapmayın.

-(Ağabey okula giderken) Onlar tek gözleri açık uyurlar, geride kalmak diye bir şey söz konusu değil. Baştan ayağa ne isteniyorsa yerine getirin. Onlar omlet, vitamin ve şuruplarla yaşıyorlardı. Kurallı bir rejimle çalışır ve dinlenirlerdi. Yürü, mücadele et, öne geç.

-(Ishaan okula geç kalırken) Zamanın kölesi değildirler kelebeklerle uğraşırken ve ağaçlarla tartışırken, onlar kaygısızdırlar. Zamanlarını rüzgârı yakalamaya çalışarak ve yağmur damlalarındaki öyküleri anlatarak geçirirler, gökyüzünün tuvalindeki dünyayı boyarken.

Şarkının sözlerinden de anlaşılacağı üzere Ishaan kendi hayal dünyasında yaşayan bir çocuk. Çok farklı bir gözlem yeteneğine sahip ve bu yetenek onu, dünyanın 8 yaşındaki bir çocuğa biçtiği standart hayatı değiştirmeye yöneltiyor. Arkadaşlarıyla oynamak yerine doğayı, hayvanları, insanları seyretmeyi tercih ediyor, yerden bulduğu garip eşyaları yanında taşıdığı bir kesede biriktiriyor. Çok başarılı, kurallara sorgusuz sualsiz itaat eden bir ağabeyi olması da onu tam bir “fiyasko” olarak gösteriyor. Gördüğü dünyayı sadece resimle anlatabiliyor. Zira 3. sınıfta olmasına rağmen okuma ve yazmayı öğrenememiş olması bir yana, sabit duran her şeyi hareketli görebilen soyut bir akla sahip. Bu sebepten dolayı öğretmenleri tarafından yaramazlık yaptığı öne sürülen, sürekli azar işitip dersten atılan bir öğrenci haline geliyor. Derslerini yapmadığı bir gün ceza almamak için okuldan kaçması hayatının dönüm noktası oluyor. Babası bu disiplinsiz tavırları dolayısıyla onu yatılı bir okula gönderiyor. Ishaan’a verilen bu ceza, ailesi tarafından sevilmediğini düşündürdüğü için travmaya sebep oluyor. İçine kapanık, tepkisiz bir çocuk haline geliyor. Hatta resim yapmayı bile bırakıyor. Hayatının bir diğer dönüm noktası okula yeni gelen resim öğretmeni Ram (Aamir Khan) onu fark edince gerçekleşiyor. Ram, “idealist öğretmen” sıfatıyla çocuk hakkında derin bir araştırmaya girişiyor ve sonunda çocuğun Disleksi (öğrenme bozukluğu) olduğunu keşfediyor. Bu sonucu ailesiyle paylaştığında ise babasının verdiği tepki toplumun kanayan yarası mahiyetinde:

-Yani benim oğlum zihinsel özürlü anormal biri mi demek istiyorsunuz?

-(Yaptığı resimleri göstererek) Şuna bakın; bu keskin bir zihnin, kuvvetli bir hayal gücünün ürünü. Sizden, benden çok daha yetenekli.

-Ne işe yarar ki?!

-Ne demek ne işe yarar? Daha ne istiyorsunuz ki?

-Büyüyünce ne olacak? Yaşam şartlarıyla nasıl mücadele edecek? Ölene kadar ben mi besleyeceğim onu?

Babanın kendince haklı kaygılarından sonra yazının en başında geçen, kanımca filmin en can alıcı cümleleri çıkıyor öğretmenin ağzından. Sonrasında Ram, bütün sorumluluğu üstlenerek Ishaan’ın yıkılan hayal dünyasını tekrar inşa etmeye başlıyor. Filmin son dakikalarına doğru duygu yüklü sahnelerle tabiri caizse; izleyiciyi yere serme vuruşları yapılmış. Gözyaşlarınızı tutamayacağınıza emin olabilirsiniz. Tabii, içinizde şekerle avuttuğunuz o çocuk hâlâ yaşamaya devam ediyorsa.

Filmden akıllarda kalan birkaç replik:

“Solomon Adalarında, yerli halk ormanın bir bölümünü tarımda kullanmak istediklerinde ağaçları kesmezlermiş. Onun yerine ağaçların etrafını sarıp bağırarak sövüp sayarlar, lanet okurlarmış. Birkaç güne kalmadan ağacın yaprakları solar, kuruyup büzülür ve kendi kendine ölüp gidermiş.” 

“-Çizin, boyayın, canınız ne isterse onu yapın.

-Peki, biz ne çizeceğiz? Masada bir şey yok ki.

-Bu masa sizin harika hayal gücünüz için çok küçük.”

“Tüm ihtiyacım olan, özgür olmak. Beyaz bulutların ötesindedir, benim dünyam.”

“Hayat sanki bir pamuk şekerdir, umutlar ve hayaller arasında dönen. Avucunda biriktir ve tadını çıkar. Susamışsan eğer köşe başında bir yağmur bulutu seni bekliyor olacak.”

“Aramızda dünyanın seyrini değiştirebilecek değerli cevherler vardır. Çünkü onlar dünyaya farklı gözlerle bakarlar. Düşünme şekilleri farklıdır, herkes anlayamaz onları. Farklıdırlar, buna rağmen aralarından dünyayı şaşırtan başarılara imza atanlar çıkar.”

“Hayatın amacını, mutlu olduğun yerde ara.”

“Her çocuk özeldir” afiş sloganıyla izleyiciyle buluşan bu film, toplumun karanlık yüzünü aslında yine toplumun kendisinin yarattığı gerçeğini gözler önüne seriyor. Victor Hugo’nun da söylediği gibi; suçlu günahı işleyen değil, gölgeyi yaratandır. Filmin üstüne basa basa vurguladığı bir diğer konu, hayaller. Bir sahnede okunan şiirin ne anlatmak istendiği soruluyor. Öğretilen yorumu farklı bir bakış açısıyla dile getiren öğrenciyi azarlayan öğretmen, ezberlettiği yorumu okuyan bir başka öğrenciye “aferin” diyerek farklılaşmayı engelleyen bir tutum sergiliyor. Bu kısa sahneyle ezberci eğitimin her bireyi belli bir kalıp içerisinde yetiştirip tekdüze insan yaratarak hayal kurmasına izin verilmediği gösteriliyor. Oysa insan, yalnızca hayalleriyle diğerlerinden sıyrılıp kendi benliğini oluşturabilir. Mutluluk, kişiye özgü bir anlam ifade eder ve bu anlamı bulmak hayatın en değerli amacıdır.

Peki, siz mutluluğunuzla hangi amacı bağdaştırdınız?

Dünya, ne anlam veriyorsanız odur. Bakan kişinin gözlerindedir anlamı. Öyleyse ufkunuz sizi

götürsün kanatlarınızın götürdüğü yere. Renklerin cümbüşüne uçursun. Haydi, yeni hayaller kurun!”

Yasa Baykoz

(Masa Dergi 1. Sayıdan)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir