Kalanın da Gidenin de Gönlü Hoş Olsun

Sadri Alışık

Bir aktör düşünün. Rol aldığı filmlerde hem tam bir İstanbul beyefendisi hem de İstanbul’un en serserisi… Gittiği ülkelerde sanki kendi mahallesindeymiş gibi etrafına aldırış etmeden dolaşan bir turist… Hayatta yaptığı tüm işler ters gitmiş, talih yüzüne hiç gülmemiş, “ofsayt” yani, hiç golü olmamış bir adam… Saf ve temiz… Oynadığı bir filmdeki tabiriyle, “Ensesinden baktın mı içini görürsün.” İyi niyetli, mahzun ama dürüst, genellikle fakir ama bir o kadar da sempatik… Onu kimi zaman mahkeme salonunda küçük bir kızın hayatını kurtarmak için çaldığı paranın hesabını verirken, kimi zaman canından çok sevdiği kadın tarafından para için terk edilirken görürüz filmlerde. Kimi zamansa varını yoğunu yitirmiştir içki için. Yine de Ayşelerin hepsini olmasa bile, hiç değilse birini, düştüğü “batak”tan kurtarmaya çalışırken çıkar karşımıza. Evet! Gözünüzde canlandığını anlar gibiyim. Kendine has selamı, film aksesuarı niyetine kullanmak için bir inşaat işçisinden aldığı şapkası,  alaycı ve muzip lafları, Türk sinemasına ve tiyatrosuna kattıklarıyla ve kocaman gönlüyle -deyim yerindeyse- karşınızda şakayla karışık, Sadri Alışık.

Paşabahçe’de doğmuşum

Sayı bilmişim, sünnet olmuşum

Koynumda pabuçlarım

Uyanık uykular uyumuşum arife geceleri

Saffet Hanım ve Rafet Bey’in 5 Mart 1925 tarihinde “Mehmet Sadrettin” ismini vermelerine rağmen, sevenlerinin de onu tanıyacağı şekliyle, “Sadri” diye çağırdıkları bir oğulları olur. İstanbul’un Paşabahçe semtinde dünyaya gelir Sadri. Daha okula gitmezken Komik-i Şehir Naşit Bey Tiyatro Topluluğu’nun oyununu seyrettikten sonra başlayan tiyatro aşkıyla mahalledeki oyun arkadaşlarına piyesler hazırlar. İlkokul üçüncü sınıfta oynadığı “İstiklal Piyesi” adlı oyundaki “Adalı Halil” rolüyle başlayan bu serüven onda bir tutku halini alır.

Annesi ve babası Sadri’nin oyuncu olmasına karşıysa da o, içindeki oyunculuk aşkının sönmesine hiç izin vermez. Sonraları ailesi de Sadri’nin bu tutkusunu anlar ve oğullarına destek olmaya başlar. Baba Rafet Bey’in, ”Sana bir nasihatim var, aynı zamanda da vasiyetim olsun bu. Artık yeni bir hayata atılıyorsun. Bundan sonraki yaşamında, işini elinle değil, canınla yap!” sözü, hayatının geri kalanında hiç aklından çıkmayacak ve bu söz oyunculuk yaşamının düsturu olacaktır.
Sadri Alışık, ailesinin Cağaloğlu’na taşınmak istemesiyle Cağaloğlu Halk Evindeki bir tiyatro grubuyla çeşitli oyunlar hazırlayıp oynar. Kaydolduğu İstanbul Erkek Lisesinde tiyatro faaliyetleri olmadığından, okulu bırakıp tiyatro yapabilmek için devam zorunluluğu olmayan Güzel Sanatlar Akademisine kaydını yaptırır. 19 yaşında Faruk Kenç’in yönettiği “Günahsızlar” adlı filmle ilk kez kamera ışıklarıyla tanışır ve beyaz perdedeki ilk rolünü alır.

Martılar çığlık çığlığa her akşam.
Bir büyük rüzgâr, dağıtır şarkılarımı.

İçim boş, gemiler boş, nereye baksam

Ölüm gibi susar, yalnızlar rıhtımı.

Yalnızım, yalnızlık tutuyor kan gibi.

Bu korku, yalnızlık korkusu gözlerimdeki.

Bir sabah yapayalnız öleceğim belki,

Ardımdan ağlayacak, yalnızlar rıhtımı.

Başrollerinde Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’ın oynadığı “Yalnızlar Rıhtımı” filminin final sahnesini, aşklarının başladığı sahne olarak anlatır iki oyuncu. Filmde Çolpan İlhan’ın buğulu bir sesle söylediği, filmle de aynı adı taşıyan bu romantik şarkı filmin unutulmazları arasındadır. Senaryosu ise Çolpan İlhan’ın ağabeyi Attilâ İlhan’a aittir. 38 yıllık bir kader birlikteliğinin temelini, Ağabey İlhan, hiç de farkında olmadan atıvermiştir sanki.

Karakterlerinin arkasında gördüğümüz Sadri Alışık, hiç şaşırtmıyordu sevenlerini. O da tıpkı oynadığı karakterleri gibi bilgeydi, bıçkındı, dürüsttü, duygusaldı ve en önemlisi vefakârdı. “Biraz Ayhan Işık’ı anlatsana…” dendiğinde gözleri dolarak “Biraz anlatılmaz ki ama!” diyecek kadar da çok severdi can arkadaşını.

1961’de “Küçük Hanımefendi” film serisiyle başlayan Sadri Alışık ve Ayhan Işık dostluğu 1979’da Ayhan Işık’ın vefatına kadar sürer. Sadri Alışık, arkadaşını değil “öz kardeşini” kaybetmiştir.

Sayın Ayhan Işık
Zincirlikuyu Mezarlığı
İstanbul

Bugün
Neriman’ın sana saksı getirdiği gündü.
Akşama kadar,
Taşını, selvini, çiçeğini yeniden düzenledik.

Nedense Amerika’dan döndüğün günü anımsadım.
Ama o gün meğerse
Seninle başka bir şeyleri düzenliyormuşuz fark etmeden

Harbiye civarında bir bardı.
Votkanı ayaklı bardakta içmek için
Garsonları uyardın
Dostça
Sonra dostluk üzerine konuştun bir süre.

Bir süre de
Dostluk etmişiz böylece,
Süre dediğim de
Ömrünmüş bak sadece.

İyi geceler…
Örtünmeyi unutma

Üşütürsün.
Sadri Alışık

Sadri Alışık’ın Ayhan Işık’la birlikte oynadığı ”Helal Olsun Ali Abi” filmi, Turist Ömer serisinin başlangıç filmi olarak kabul edilir. Bütün bir halk tarafından sevilecek, benimsenecektir Turist Ömer. O da halktan biridir çünkü.
Sadri Alışık, bir inşaat işçisinden satın aldığı şapkası ve askerlik arkadaşından edindiği selamıyla “Turist Ömer” karakterini yaratmış ve yedi filmlik bir seri oluşturmuştur.
Turist Ömer karakteri, kendi bildiği doğruları yaşayan ve serseri bir karakterdir. Karakterin kullandığı konuşma dili argo sözler içermektedir. Bu da isyankâr bir imaj oluşturmaktadır. Ona arkadaşları “Turist” adını vermişlerdir çünkü gezmeyi çok sevmektedir. Turist; tıraş olmaz, yakası bağrına kadar açık gömlek, topuklarına basılmış ayakkabılar giyer. Karşılaştığı insanlara şakalar yapar, kötü niyetli olanlarını ise zekice verilmiş cevaplarıyla dize getirir. İyiliksever, yaşadığı andan ilerisini düşünmeyen bir adamdır. Çalışmaz, acıkmasa karnını doyurmak aklına bile gelmez. Beceriksizdir ve belki de bu yüzden sevimli ve cana yakındır. Selim İleri onu şöyle ifade eder: “Turist Ömer gülmeyi unutmamış, horlandıkça iyimserliği pekişmiş bir kesimin simgesidir, lümpenin çaresizliğidir.”

Turist, filmlerinde Almanya, İspanya, Afrika, Arabistan gibi ülkelere ve hatta hızını alamayıp uzaya bile gider. Tabi bunda yurdum insanının Türkiye’den başka ülkelerde ve gezegenlerde olmasının komik olabileceğini keşfeden senarist ve yapımcı Hulki Saner’in de payı büyüktür. Sadri Alışık bu filmleriyle öyle çok sevilir ki Turist Ömer karakterini seyircisinin ısrarı üzerine bir dönem gazinolarda şarkı söyleyip espri yaparken dahi görmek mümkün olmuştur.

Ve Ofsayt Osman… Nejat Saydam’ın yönettiği Küçük Hanımefendi serisinde, başrolü Ayhan Işık ve Belgin Doruk’la paylaşan Sadri Alışık, karşımıza bu kez de Ofsayt Osman karakterleriyle çıkar.

Ofsayt Osman hayatta hiç gol atamamış, hep ofsayt pozisyonunda kalmış bir adamdır. Beceriksizdir fakat çok iyi kalplidir. Çizgili beyaz gömlek, kahverengi yelek, kışın da ceket giyer. ‘Turist Ömer’den farkı, pek çok şey yapmaya heveslidir ama şansı buna müsaade etmez. Ofsayt Osman tipi, yerli film seyircisinin çok sevdiği mütevazı adam tipidir. Fakir, haksever, fedakâr ve sevmesini bilen adam… Uzun süreler boyu atmaya uğraştığı o golünü, nihayet son serüveninde atar.

Yeşilçam’ın hiçbir zaman unutulmayacak final sahnelerinden biridir “Şaka İle Karışık” filminin final sahnesi. Küçük bir kızın hayatını kurtarmak için çaldığı paranın hesabını mahkeme salonunda verir. Mahkeme, sinema salonundaki insanların vicdanlarına oynar adeta.

“Yani öğretmek gibi olmasın ama kimsenin on parasına dokunmadım. Kimsenin emniyetine yani böyle bir halel getirmedim. Ama o küçük kız… Ya iki güne kadar gitmezse ölecek dediler Hâkim Bey. Böyle bir şey… Hani saksıda çiçek gibi… Şu kadarcık. Sen olsan ne yapardın Hâkim Bey?

Ya siz? Ölecekmiş. Ölmesin dedim! Bir can kurtulsun dedim. Bütün hayatımda ofsayt dediler, bir işe yaramaz, sümsük dediler. Varsın yine desinler dedim. Hayatımda bir defacık bir kız sevdim, onu da kaybedeyim dedim. Hayatımda bir kerecik bir şey kazanacak oldum onu da kaybedeyim dedim. Tek bir can kurtulsun dedim. Çocuğu kurtaracak kadarını aldım. Üst tarafına el sürmedim. Fena mı oldu? (mahkemede arkada oturanlara dönerek) Sizler, hepiniz… Hepiniz, hepiniz hakem olun abiler. Ya bu maç be! Tıpkı bir maç! Ama böyle hayat sahasında oynanıyor. Oyuncuları bizleriz. Topumuz da namusumuz, vicdanımız, insanlığımız. Ben, ben Osman… Ofsayt Osman. Söyleyin be… Allah rızası için söyleyin. Gene mi atamadım golü ha? Bu da mı gol değil be? Gol mü?”

Sadri Alışık çoğunlukla, yaşama sevinciyle dolu, hayatın güzelliklerini arayan, iyi ve dürüst kişilerle karşılaşmayı özleyen insan tipini oynar. Bir yandan saf ve talihsiz, bir yandan aylak ve serseridir. Kısaca mantığına uygun gelmeyen her türlü tavrın ve davranışın karşısında durur.

Zengin bir amcası vardır ama o parayı umursamayarak yine de çok sevdiği arkadaşlarını tercih etmiştir. Öyle ya nasıl değişsin, “Paraymış, para neymiş be… Önce onu anlat da bilelim!” diyen bir insan. Evet, “Efkârlıyım Abiler” filminin Gönlübol Arif’inden bahsediyorum.

Babası fabrika kapatıp meyhane açmış adamdır Arif. O da babası gibidir az çok, zengin amcasına posta koyup akşamında sahilde içmek ve yarın ne olacağını bilmeksizin mutlu olmak ister. Bilinen anlamda bir başkaldırı değildir elbet ama o şairane isyanıyla yine de dayatılanı reddeder. Turist Ömer’den farkı âşık olabilen bir serseri olmasıdır. Öylesine bir serseri değildir Gönlübol. Bitmeyen, uzayıp giden bir hüznü, bir derinliği vardır. Yeri geldiğinde dostu bildiği bir sokak köpeğine anlatır aşkını. Dostuna gereken saygı gösterilmediğindeyse bozulur, kafa tutar. İnceliklidir anlayacağınız.

Haydi, oynayın çaçanızı! Çalın alafranganızı! Biz de Çakır’ın meyhanesinde “Hicran, yine hicran mı bu aşkın sonu söyle” şarkısına atalım kendimizi. Bakma ağladığıma. Fatoş, Fatoş öldü diye ağlıyorum. Deniz kızı Fatoş… Hey yavrum Hey!

Yaşamı boyunca iki yüzden fazla filmde oynayan Sadri Alışık, “Afacan Küçük Serseri” filmindeki rolüyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”, “Yengeç Sepeti” filmindeki rolüyle de Mehmet Aslantuğ ile birlikte 1994 yılı Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü kazanır.

Kendi deyimiyle, onun için asıl ödül; hepimizin gönlünde edindiği yer olmuştur. 1966 yılında çevrilen ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği ”Ah Güzel İstanbul” adlı film de Sadri Alışık’ın en önemli filmlerinden biridir. İçki yüzünden her şeyini yitirmiş eski bir İstanbul efendisiyle artist olmak için evini, köydeki sevgilisini terk edip fuhşa sürüklenen Ayşe’nin hikâyesini anlatan bu film, San Remo ”Bodrig Hera” Güldürü Filmleri Şenliğinde, “Gümüş Ağaç Plakası Özel Ödülü”nü almıştır.

Sadri Alışık, bu filmde bir İstanbul beyefendisi olan Haşmet İbriktaroğlu karakteriyle karşımıza çıkar. Yalnız bu İstanbul beyefendisi yine Sadri Alışık’ın diğer karakterlerinde olduğu gibi serseri, maddiyatı umursamaz ve dost canlısıdır. “İki üç kuruş için hürriyetini filan satmak istemediği” için sokaklarda özgürce dolaşacağı seyyar fotoğrafçılık işini yapar. Bu arada Ayşe’yi (Ayla Algan) “düştüğü bataktan” kurtarmak için varını yoğunu ortaya koyar.

Ayla Algan “Ayşe” rolüyle, ilk defa Sadri Alışık ile birlikte bir filmde rol alır. Ayrıca, Sadri Alışık’ın ölümünün 20. yılında, “20. Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri, Çolpan İlhan Sanata Değer Katan Kadınlar Ödülü”nü alır.

Film, İstanbul’a göç sorununun yanında yozlaşan müzik kültürüne dair eleştiri ve tespitleri de barındırmaktadır. Filmde ayrıntılarda gizlenmiş sosyal çözümlemeler, Doğu-Batı sorgulamaları, modernleşmeyi yanlış anlamış bir kesimin zavallılığı görülür. Haşmet, yalnızca insanların bu durumunu değil kendisini de eleştirir: “Medeniyetin dışında mı kalacaksın Haşmet?”

Ben senin yüzünü hiç görmemişsem

Bu hüzünlü sesinde dört duvar düşlemişsem

O zaman ben

Bazı yürekleri gecekonduluyor

ya da bazı gecekonduları yüreklendiriyorum

Görüşmek üzere tamam mı?

Oyunculuğun yanı sıra şiir ve resimle de ilgilenen Sadri Alışık karaciğer, böbrek ve solunum yetmezliği ile kemik iliği hastalığı nedeniyle tedavi görmekteyken 18 Mart 1995 tarihinde İstanbul’da yaşamını yitirmiştir. Sanatçının anısına, eşi Çolpan İlhan tarafından kurulan Sadri Alışık Kültür Merkezince her yıl “Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri” verilmektedir.

Adalı Halil, Turist Ömer, Ofsayt Osman, Gönlübol Akif, Haşmet İbriktaroğlu… Kendine has selamıyla, hüznüyle, iyi niyetiyle, beyefendiliğiyle, neşesiyle, dost canlılığıyla, serseriliği ve daha nicesiyle… Kuşkusuz, Sadri Alışık akıllardan hiçbir zaman çıkmayacak. Onu ölümünün 21. yılında saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.

Gökay Demir

(Masa Dergi 1. Sayıdan)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir