Sürrealizm’in Karşıtı: Rene Daumal

Rene Daumal

 

Kaotik, larvamsı ve yanıltıcı bir dünyayı anlattıktan sonra, daha gerçek ve daha tutarlı başka bir dünyadan söz etmek istiyorum. Bu, zindanda olduğunun bilincine varmış ve bu zindandan (ona bağlanmış olmanın dramından) kurtulması gerektiğini anlamış insanlara dair uzun bir hikayedir.

1920’lerde Paris, modernizmin yıldızının parladığı dönemindeydi. Gerçeküstücüler, modernizmin sözcüsü, sanat gerçek – üstüydü. Bir rivayete göre Andre Breton sürrealist grubuna Rene Daumal isimli bir genci çağırmıştı. Fakat genç gerçeküstücülere katılmamıştı. İşte bu genç, başka şair arkadaşlarıyla birlikte gerçeküstücülüğe ve Dada’ya karşı Le Grand Jeu (Büyük Oyun) dergisini çıkaracaktı. Rene Daumal, daha tutarlı bir dünyanın peşindeydi.

16 Mart 1908’de Ardenler bölgesinde dünyaya gelen Daumal, erken yaşlardan itibaren psişik duyarlılığı ve “öte”ye duyduğu tutkusuyla dikkat çekmişti. Lisede tanıştığı Roger Vailland, Robert Meyrat ve Roger Gilbert – Lecomte ile bir grup oluşturdu ve metafizik üzerine araştırmalar yapmaya başladı. İlerleyen yaşlarında bu gençler “Büyük Oyun” dergisiyle sürrealist sanata karşı bir tutum takınacaktı.

Le Ground Jeu

“Basitlik Yanlıları” adını verdikleri grupları bir tarikat gibiydi. Kendi jargonları, kodları, işaretleri ve ritüelleri vardı. “Deneysel metafizik” diye adlandırılan bir kuram – eylem çerçevesinde, mantık – öncesi çocuksu sezgi ve algıyı yeniden kazanmak istiyorlardı. Üçüncü gözü açmak, geleceği görmek ve ölümü öğrenmek gibi amaçlarla tehlikeli deneyler yapıyorlardı.

Rene Daumal 1925’te Paris’teki itibarlı Lycee Henri – IV okuluna girdi. Bu okuldaki öğretmenlerden biri düşünür Emile Chartier’di. Chartier’den etkilenerek Daumal, felsefe, bilim, matematik ve tıp alanlarında kitaplar okudu. Kadim gelenekleri inceledi. Budizm’in bazı temel metinlerini Fransızcaya çevirdi. Hint estetiği üzerine makaleler yazdı. Liseden sonra Daumal, Sorbonne Üniversitesinde dışarıdan felsefe dersleri aldı.

1928 yılında şair Andre Rolland de Reneville, Roger Gilbert – Lecomte, Josef Sima, Roger Vailand ile birlikte gerçeküstücülüğe ve Dada’ya karşı Le Grand Jeu (Büyük Oyun) dergisini çıkardı. 1930’a kadar sadece üç sayı çıkarabildikleri bu dergi, aynı zamanda bir düşünce – sanat hareketinin küçük bir adımıydı. Üç sayı boyunca yazarların gerçeküstücülerle yaşadığı çatışmalar, yaşadıkları bohem hayatın zorlukları ve savaşın patlak vermesiyle grup dağıldı.

Derginin ilk sayısının yönetmeni Roger Gilbert – Lecomte’nin sözleri “Büyük Oyun”u şöyle anlatıyordu:

“Büyük Oyun’un devası yoktur; bir kez oynanır. Biz onun hayatımızın her anında oynamak istiyoruz. Bir kez daha ‘kaybeden kazanır’, çünkü burada söz konusu olan kendini kaybetmektir. Biz kazanmak istiyoruz. Oysa Büyük Oyun bir şans oyunudur, yani ustalık, daha doğrusu ‘lütuf’ oyunu: Tanrı’nın ve jestlerin lütfu. Kendimizi bütün gücümüzle tüm yeni devrimlere adayacağız.”

Bu devrimci genç şairler derginin ilk sayısına aynı zamanda şöyle yazmışlardı:

“Le Grand Jeu ne edebi, ne sanatsal ne felsefi ne de siyasal bir dergidir. Le Grand Jeu yalnızca asli olanı arar.”

“Gerçeklik Devrimi”ni kaynağına döndürme çağrısında bulunan derginin ikinci sayısı “Rimbaud Özel Sayısı”ydı. “Uzgörü” temasının işlendiği yazılar büyük yankı yarattı. Üçüncü sayı “Mitler Evreni”ydi. Primitif algı mekanizmaları, eski mistik deneyimler ve ritüeller ele alınıyordu. Logos merkezli Batı dünyasının hakikatten kopuşunu eleştiriyordu.

Le Ground Jeu

Hindu yogiler, kabalist rabbiler, peygamberler, mistikler, tüm zamanların aykırıları ve gerçek şairlerle aynı dilden konuştuğunu iddia eden grup, “Mitler Evreni” sayısından sonra dağıldı. Ancak “Büyük Oyun” sürrealizme karşı duran önemli düşünce hareketlerinden biri olarak sanat tarihinde kendine küçük bir yer edinmeyi başardı.

Sanat ve metafizik araştırmalarına hayatı boyunca devam eden Rene Daumal, 21 Mayıs 1944’te öldü. Ölmeden önce üzerinde çalıştığı Analog Dağ romanı yarım kaldı. Dilimize de çevrilen roman, Rene Daumal’in bu metinde ne yapmak istediğine dair cümleleri içeren mektuplar ve notlarla birlikte yayınlandı.

Ne yapmak istediğimi, burada benimle birlikte anlamaya çalışan insanlara kendimce şöyle özetledim:

Ölüyüm, çünkü hiçbir arzum yok,

Arzum yok çünkü sahip olduğumu düşünüyorum,

Sahip olduğumu düşünüyorum, çünkü vermeye çalışmıyorum;

Vermeye çalıştığımızdaysa hiçbir şeye sahip olmadığımızı görürüz,

Hiçbir şeye sahip olmadığımızı gördüğümüzdeyse,

kendimizi vermeye çalışırız,

Kendimizi vermeye çalıştığımızdaysa, bir hiç olduğumuzu anlarız,

Bir hiç olduğumuzu anladığımızdaysa, olmayı arzularız,

Olmayı arzuladığımızdaysa, yaşamaya başlarız.

Böyle anlatıyor ne yapmak istediğini Daumal. Bütün hayat hikayesi de bu sözleri söylüyor aslında. Gerçekten daha tutarlı, gerçeğin ötesinde bir dünyanın hayali kurmuş ve ömrünü onu bulmaya adamış. Nitekim Analog Dağ romanı tam da böyle bir arayışı anlatıyor. Gökle yeri birleştiren, keşfedilmemiş bir dağın izini süren bir grup insanın yolculuğunun hikayesi… Yolculuk yarım kalıyor, çünkü Daumal’ın vakti tükeniyor. Ardında bıraktığı notlardan ne yapmak istediğini düşünmek ise bize kalıyor.

Dağ aracılığıyla dağ hakkında konuşmayacağım. Dil dediğimiz bu dağ aracılığıyla başka bir dağdan, yeryüzüyle gökyüzünü bağlayan yoldan söz edeceğim. Ve kendimi geri çekmek için değil de cesaretlendirmek için ondan söz edeceğim.

Bütün hikayenin -dağ sözlerinin kılıfına bürünmüş kadarki hikayemin- benden önce izi sürülmüştü. Şimdi anlatmak için zamana ihtiyaç duyduğum o hikayeyi bitirmek için de zamana ihtiyacım var.

 

Kaynak: Analog Dağ, Rene Daumal, Paris Yayınları.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir