Oyun

Koray Topgül

Adam masada oturduğu yerde, hafif dikleşerek doğruldu. Şimdi sırtı yere tamamen dik, omuzları yukardaydı. Az önce elindeki oyun kâğıtlarına bakan gözleri, masadaki ve oyunu dışarıdan izleyenlerin gözlerini dolaştı. Odada sadece masayı aydınlatan keskin bir ışık vardı. Işığın yansımasıyla yüzü her zamankinden daha soluk görünüyordu. Günlerdir oyundaydı. Beyaz sakalları birkaç günlüktü. Gözleri, gözlüklerinin ardında daha donuk ama sert bir bakışla süzüyordu diğerlerini. Elindeki kâğıtları göstermeden ellerini masaya dayadı. Derin bir nefes aldı odanın sıkıntılı havasından. Boğuk sesi birden yayıldı bekleyişteki odaya.

“Şimdi, oyunun tam da ortasında, elimdeki kâğıtların merakındasınız. Ve soruyorsunuz nedir onlar diye. Duymak zor değil bunu. Bense hiçbir zaman merak etmedim sizinkini. Oyunun kuralları böyleydi. Hep ihlal etmeyi seçtiniz. Peki öyleyse, ben hazırım. Hazırım açmaya kâğıtlarımı. Peki ya siz?”

Herkes devamında gelecek sözlerin merakı ve endişesiyle irkildi. Anlamakta zorlandılar bu çıkışın nedenini yaptıklarını unutarak. Adam sağında uzakta oturan genç kadına döndü.

“Yüzündeki morluk kapıya çarpmanla olmadı.”

Solundaki adama dönüp “Senin karını kiminle aldattığını herkes biliyor. En son ben öğrendim. Ama bunları ben neden biliyorum ki diye sordum kendime sadece.”

Biraz ötede oturana döndü, “Arkadaşlarını nasıl kazıkladığını onlar dahil herkes biliyor. Neden bana o gözlerle bakıyorsun ki? Orada sadece kendi yansımanı görürsün!” dedi.

Masadakiler hatta izleyiciler bile bunun devam edeceği endişesiyle, elinde listeden isim secip sözlüye kaldıran öğretmenin sınıfındaki çocuklar gibi bedenleri ve ruhları içinde büzüştüler. İzleyiciler daha şanslıydılar. Masanın üzerindeki ışıktan uzaklaşarak gölgeye doğru birbirlerini siper alarak hafif gerilediler. Odada artık bakan ve kaçan gözler vardı. Adam:

“Bu kadarı yeter. Ben sizin kadar acımasız olmayacağım. Ama hepinizin elini biliyorum. Hepinizden daha iyi kâğıtları takip ederim. Ama ben masada sadece vakit geçiriyorum. Sadece burada bulunuyorum. Sizse her zaman kazanma duygusu ve hırsıyla buradasınız. Neyi kazanıp kaybettiğinizi bilmeden!” dedi ve elindeki kâğıtları kapalı bir şekilde düzgünce masaya bıraktı. Yavaşça ayağa kalktı. Önce kâğıtlara sonra masadakilere ve diğerlerine baktı. Sessizce dönüp uzaklaştı. Giderken ayakkabılarından çıkan gıcırtılar dışında bir ses duyulmadı. Ağırlığı sanki sandalyesinde kalmıştı ve onu orada tutuyor gibiydi hâlâ. Salon şimdi sessiz ve geçici mahcubiyetiyle bir süre kaldı.

Oyun mu?

Bu da soru mu? Elbette devam etti. Masadaki o kapalı dört kâğıda kimse dokunamadı. Masada bırakılmışlığın cesareti engelledi açılmalarını. Oyun kalan kâğıtlarla devam etti. Kâğıtlarla ilgili saptayabildikleri tek şey dördünün de “kupa” olmasıydı.

Adam şimdi sokaktaydı. Olması gereken yerd… Yolunda yürüyordu. Özgür beynini oyuna asla tutsak etmemişti ve biliyordu ki hiçbir oyun asla ve asla beynindeki bu özgürlüğü esarete götüremeyecekti. Evet, bundan emindi. Şimdi hava tazeydi. Yeşil daha yeşil, gök daha mavi ve bulutlar her zamankinden daha beyaz ve yumuşaktı. Yolundan sapmadı. Yaşamın sadece bir algı olduğunu biliyordu. Hatta bunun bile bir algı olduğunu.

Kâğıtları sadece arkasında oyunu izleyen birkaç kişi biliyordu. Orada olmaları değildi bilmelerini haklı kılan. Bilmeleri, orada durma haklarındandı.

Koray Topgül

Çizim: Koray Topgül

(Masa Dergi 4. Sayıdan)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir