Jack London’ın Martin Eden’ı

1876’da Kaliforniya’da doğan ABD’li Jack London, ülkesinin ilk en çok satan yazarlarındandır. Vahşetin ÇağrısıMartin EdenDemir ÖkçeBeyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitap yazmıştır. O dönem her biri kendi ülkesinin gerçekçileri; Tolstoy, Dostoyevski, Ibsen, Maupassant iken, ABD’nin gerçekçisi de Jack London olmuştur. Ülkesinde; toplum bilinci, kadın cinselliği, dinsizlik gibi konulara ilk kez London değinmiştir.

Özellikle Demir Ökçe olmak üzere, birçok eserinde sosyalist bakış açısının görüldüğü yazarın, sosyalizmi entelektüel olarak değil, bizzat yaşam tecrübelerinden doğmuştur.

“Hayat iyi değildi, nahoş, acı bir tat bırakıyordu ağzında. Onu korkutan da buydu. Yaşamayı özlemeyen bir yaşam, bitmeye yüz tutmuş demekti.”

1909’da yazdığı Martin Eden’a yakından bakacak olursak; hikaye, cahil bir gemi işçisi olan Martin’in yazar olma mücadelesini anlatmaktadır. Kahramanın tanıştığı insanlardan sonra hayatını sorgulayıp değiştirmek için verdiği savaşı konu alır. Tutkulu bir aşık, basmakalıp düşüncelere karşı muhalif, sorgulayan, inanan, hayalleri ve ideallerini objektif olarak savunan bir gençtir Martin. Çalışkan ve her zaman onurlu… London bu eserinde, bireyciliği (individüalist) eleştirirken çevremizdeki insanların bizi nasıl bireyciliğe sürüklediğine dikkat çekiyor. Sınıflar arası uçuruma ve insanların sokmaya çalıştığı kalıplara… Sefalet, aşk ve para üçgeninde, Martin, Ruth ve yazma eylemi arasındaki çizgilerini belirginleştirirken, kendini  geliştirmenin önünde hiçbir engel olmadığının da altını çiziyor. Martin Eden’daki aşk; ilk kez olmanın verdiği toyluk ve coşkuya sahiptir, tabii bir de hatalara…

“Martin’in farkına vardığı kozmik duygunun, dünyanın dört bir yanında kadınları ve erkekleri eşit bir güçle birbirine çeken, çiftleşme mevsiminde erkek geyikleri birbiriyle ölümüne kavga ettiren, elementleri bile karşı konulmaz biçimde birleşmeye yönelten şey, en kozmik şey, aşk olduğunu bilecek tecrübesi yoktu.”

Martin Eden
Okur, bir aşk hikayesini okurken aynı zamanda; dönem siyaseti, sosyalizm, ırkçılık, felsefe ve denizciliğe de yakından bakma fırsatı bulur.  Jack London’ın, sosyal vicdan sahibi duruşu Martin Eden’da da görülmektedir. Bu kitabı dikkat çekici yapan şeylerden biri de; Jack London’ın bu romanında aslında kendini anlatıyor olması. Zira Martin Eden’ı yazdığında uluslararası tanınan bir yazardı ama ünlü olmak çokta hoşuna gitmedi. Ve tüm düş kırıklarını, gençken yaptığı çete kavgalarını Martin Eden sayfalarına taşıdı. Romandaki Ruth Morse karakteri de London’ın ilk aşkı Mabel Applegarth’tır.

Martin Eden, okuyan hemen herkesi etkileyen bir klasik. Mücadele, onur, öğrenme aşkı, yazarlık ve varoluş çabasını usulca, altı çizilesi cümlelerle okura verebilen bir eser. Romantizme başkaldırı olan gerçekçiliği benimsemiş London’ın, romantik bir ana konu üzerinden hayatın tüm gerçeklerini gözler önüne serebilmesi, eseri sürükleyici kılarken, yazara saygıyı bir kez daha arttırıyor. Ve kitap bitince insan Martin’le birlikte şunları sorguluyor;

Varmak istediğimiz o yer, olmak istediğimiz yer mi gerçekten? Çabalayıp didindikten sonra elde ettiğimizde gerçekten mutlu olur muyuz? Yoksa bazı şeyleri ve insanları, gözümüzde çok mu fazla büyütüyoruz? Adımız, ülkemiz, hedeflerimiz, mesleğimiz değişiyor ama varoluş sancılarımız hep  aynı..

“Bitirdim ben…

Koydum lavtamı kenara.

Mor üçgüller arasında

Gölgeler asılı durdukça

Şakımak da sona erdi, şarkılar da.

Bitirdim ben…

Koydum lavtamı kenara.

Eskiden bülbüller gibi erken,

Çiy düşmüş çalılarda öterken,

Kestim artık sesimi.

Yorgun bir ketenkuşuyum şimdi.

Dudağımdaki ezgiler bitti,

Öttüğüm zamanlar geçip gitti.

Bitirdim ben.

Koydum lavtamı kenara.”

*Alıntılar;  Jack London – Martin Eden, Çeviren Levent CİNEMRE, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Zeynep Sevde Yengi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir