Malevich’in Umut Dolu Resmi

Kazimir Malevich’in 1918 tarihli “Beyaz Üzerine Beyaz” tablosuna bakıyorsunuz. Bu tablo döneminin en çok konuşulan tablolarından biriydi. Resimde figürlere, konuya, renklere alışkın izleyici için bu tablo yeni bir deneyimdi. Yerildiği kadar övüldü de. Peki neydi ressamın amacı? Neden bu kadar sadeydi? Neden bir insan, hayvan ya da manzara yoktu? Ya da renkler?

Kazimir Malevich, Birinci Dünya Savaşı’nı ve Rus Devrimi’ni görmüş bir ressam. Yaşadığı dönemin ruhunu yansıtmak istediğinde, Kübizm, Fütürizm gibi akımları çok sınırlayıcı bulmuş, Soyut Sanat akımına yönelmişti. Aynı zamanda, 1880’lerde gündeme gelen dördüncü boyut kavramından ve uzam – zaman fiziğinden de etkilenmişti. Tüm bu düşünceler ve soyut sanattan bir yöntem geliştirdi. “Süprematizm” adını verdiği yöntemi için  “doğayla hiçbir ortak noktası olmayan” ve “resimsel sanatlarda saf duygu ya da algının üstünlüğü” tanımlamalarını yapıyordu.

Malevich gözle görülür bir dünyayı temsil etmek istemiyordu. Uygulama ve tekniği vurgulamak, resmin konusunu ortadan kaldırmak istiyordu. Ona göre, “Renk, resmin özüdür ve bu özü nesne her zaman öldürür.” Doğayla kurulan bütün bağları kırmayı, izleyicinin yorumlarını özgürleştirmeyi, sanatı tamamen öznel yorumun eline bırakmayı amaçlıyordu. Sonsuzluğun rengi olduğu için beyazı tercih etti. Beyaz renkle birlikte, tasvirlerden ve derinlik yanılsamalarından vazgeçtiğini belirtiyordu. Geometrik şekillerle, tek renkli arka planlarla sanatı arıtmak istiyordu. Malevich umut dolu bir dünyayı resmetmek için tüm nesnellikten ve tüm renklerden vazgeçti. Hatta tablolarına betimleyici, tanımlayıcı başlıklar koymayı da reddetti. İzleyici için sonsuzluğa doğru açılan bir öznelliğin kapılarını araladı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir