Kapitalizmin Teneffüsü Friends

 

Friends’in senaristlerinden Marta Kauffman, seyircinin kahredici bir mutsuzlukla, karakterlerin mutlu ve bir arada olmasını arzu etmelerini tuhaf, duygusal ve çok ilginç bulduğunu söyler. Dizinin diğer senaristi David Crane ise yedinci sezondan itibaren hep son bölümü yazdıklarını düşünerek ancak seyirci, oyuncu ve yaratılan karakterlerin karmaşık ve açıklaması zor ilişkisinden olsa gerek onuncu sezona kadar gittiklerini belirtir. En baştan belirtmekte fayda var ki metnin iki yaratıcısı da hem dizinin gördüğü ilgiyi hem de yarattıkları karakterlerin uzun ömrünü öngörememiş ve bir noktadan sonra seyirci ve kahramanlarının rüzgârıyla esmiş ve estirmişlerdir. Her iki senaristin Amerikalı Musevi olmasının metne olan etkisi nedir, sadece tesadüf mü? Ayrıca bu ne kadar önemli? Tartışılır. Ancak yarattıkları altı beyaz karakterin seyircideki etkisi devam etmektedir. Kahramanlardan birinin bile Afro Amerikan olmaması bazı haklı negatif argümanlara sebep olsa da bugün bile biten bir dizinin hayranlarının çoğalması, kitlelerin özlemini duyduğu ‘arkadaşlık’ duygusunun altında kaybolmuştur. Ayrıca altı karaktere de neredeyse eşit replik yazılması ve her birine ayrı ayrı görünürlük sağlanması, hiç değilse dizi içinde eşit ve kardeşçe duygular oluşmasına sebep olmuştur. Tek kahramanı yoktur ve tüm karakterler eşittir.

Bu yüzden, Friends 2004’te bittiği halde bitmemiştir, aynen bazı ölümsüz dostlukların ve içinde çok şey yaşanılan mekânların, üzerinden çok zaman geçtiğinde dahi içimizde doludizgin yaşaması gibi! Dizinin oturma odasını andıran ve ana mekânlardan biri olan Central Perk isimli kahve evi, seyircinin izlerkenki sürecini biriktirdiği anı dolu bir uzama dönüşür. Bu mekânın, tüm dünyada aynı güçlü etkiyi bıraktığına en güzel örnek, İran’lı bir iş adamının 2006 yılında ‘Central Perk’ isim hakkını tescil ederek otuz iki ülkede kafe zinciri haline getirmesi olabilir. Bu kafe zincirlerinde Phoebe şarkı söylemese, Rachel servis yapmasa, az sonra içeri Chandler, Monica, Ross veya Joey’inin girme ihtimali olmasa da belli ki mekânın her köşesinde seyircinin kendi izleme süreci ve tanıklığının yarattığı hatıralar geçidi yetmektedir. Ne de olsa Friends büyük bir duygusal boşluğu beslemiştir on yıl boyunca!

İlişkilerin, uzun vadeli hedeflerden, ulvi amaçlardan ve değerlerden koparak kişiye özel geçici hazlar sunmasını emreden diğer popüler kültür söylemlerinden farklı ve çok önemli şeyler söyler Friends. Sadece arkadaşlığın değil, akrabalık hatta evlilik ilişkilerinin niteliği, süresi, derinliği ve mahiyeti yeni tanımlara ihtiyaç duyarken, insanlığın değişmeyecek değerler silsilesini sıralar ve bu ihtiyaçlara cevap verir. Öyle ki Sims oyununun 4. versiyonunda dizinin tüm mekanları oyuna entegre edilmiş ve Monica’nın efsane şükran yemeklerindeki mutluluğa katılmanın yolları zorlanmıştır. Farklı formlarda yaşamaya devam eder. Dolayısıyla daha yapılırken modası geçen onca metne karşılık Friends, bittiğinden bu yana yeniden başlar, durup dururken bir bakarsınız, tekrardan gündem oluverir. Kalıcıdır!

Tekinsiz, güvensiz ve kırılgan bireylerin, korkudan geçici, temkinli ve anlık ilişkilerle oyalandığı bir dönemde arkadaşlığın raf ömrü olmadığını seyircisine arkadaşça hissettirir. Seyirciyi de içine alır ve kendi küçük komününün bir parçası eyler. O yüzden şifalı dualar gibi ruha nüfus eder, güldürürken ve ağlatırken izleyeni sağaltır. Faydalıdır!

Günde bir bölümün anti-depresan etkisi yaptığı kesindir. Kapitalizmin kalesinde hümanizm ve romantizm vaat eden ve kesinlikle bağımlılık yaratan Friends’e, ‘sadece bir dizi’ demek, ilaç içeren muhteviyatı nedeniyle haksızlık olur. Belki de popüler kültürün iğrenç baskısından büyük kazanç sağlanarak ortaya çıkarılanın ve her popüler olanın kötü olmadığının en zarif örneğidir. “Düzen”i temsil eden daireleri ve kafe içindeki buluşmaları, sınıf farkını tescilleyen aile yapısı, eğitim ve mesleklerine karşın grup içinde herhangi bir hiyerarşinin olmaması, Friends’i kapitalizm ahlaksızlığına inat sağlamlaştırır. Ayrıca altı kişilik komün yaşamla heterojen olmanın çokseslilik olduğu hatırlatılır. Farklı sınıflardan insanların dostluğunun, bölünmüşlük kadar bütünlüğe götüreceği, bireyselliğin grup içinde de yaşanabileceği ispatlanır. İstenirse sistemin emrettiği bütün planlar, programlar, ideolojiler kişinin kendi yaşamında yeniden ve farklı bir şekilde üretilebilir ve içine, içinizde olan kadar insanlık sızdırılabilir, sığdırılabilir. Monica’nın evinin anahtarının bir yedeği de size verilsin diye bekletir neredeyse! Dizinin dibidir, iyidir!

Yoğun çalışma saatleri ve gündelik işlerin trafiğinde boş zaman tanımlaması belirsizleşmiş, belki de hiçleşmiş günümüz insanının sonuç olarak, aslında sosyal bir varlık olduğunu ve uzanacak bir dost elinden daha faydalı ve iyi gelen bir deva olmadığını gösterir. Friends, ilişki kurma pratikleri fazlasıyla yara almış herkese yoldaşlık ederken, dostlarınızı kaybetmemek için insanları olduğu gibi kabul etmenin erdemini örneklendirir. Eğitim düzeyi uymayan, cüzdanı denk olmayan, huyu suyu benzemeyeni ayıklayıp, yalnız kalanlara farklılığın asıl zenginlik olacağını hatırlatır. Kimilerine göre belki ırkçıdır ancak kimilerine göre kesinlikle sosyalist ve hümanisttir! En azından cinsiyetçi değildir!

Dizi hazırlık aşamasındayken Chandler, eşcinsel olarak öngörülmüş ve sonra vazgeçilmiştir. Kaldı ki Phoebe’nin cinsel hayatı şoke edici derecede sıra dışı ve normlara aykırıdır. Ancak kimse kimseyi tercihleriyle, işiyle, yaşam biçimiyle yargılamaz ve sadece rutin yaşamın komiğini çıkarır, varsa bir sorun paylaşarak azaltılır. Örneğin Phoebe; Monica ve Chandler’ın evliliği için şöyle bir şarkı yazar ve söyler;

  • İlk Chandler’la karşılaştığımda gay olduğunu düşünmüştüm.

Oysa burada düğün gününde şarkı söylüyorum!

Cinsellik başta olmak üzere, her konunun şakasını yapacak hoşgörü ve esneklik, genel olarak tüm metnin en önemli özelliğidir. İnsan eksiği, yanlışı, farklılığı ile güzeldir, kimse kimseyi yargılamaz. Yaralarını, yanlışlarını, eksikliklerini şişkin egolarının altında saklamaya çalışan ve bu yüzden dertlerini kusur gibi gizleyen yalnızlar ordularına, dizideki karakterler üzerinden yardım eli uzatılmıştır. Kısaca ve basitçe derdini dostuna anlatmanın zayıflık olmadığını ve arkadaşına güvenmenin zafiyet değil marifet olduğunu anlatır. Paylaşmak kerizlik, eziklik, rezillik filan değildir. Paylaşmak erdemdir!

Yaşamın acı dolu süreçlerinde sıcak bir kucaklamaya hasret olan seyirciye toplu bir katharsis sağlamıştır. Tam da yalnızlıktan ölmekte ve koşturmaktan ölmeye vakit bulamazken birbirlerinde evlerinin anahtarları olan, kapıyı çalmadan teklifsizce dalan altı genç karakter, seyircinin kalbine kocaman ümitler serpmiştir. Kimsenin gerçekten bu boyutta ve derinlikte arkadaşı olmadığından Friends, herkesin arkadaşı olmuş ve tüm post-modern dünya bireylerine toz pembe bir yirmi beş dakikayla nefes aldırmıştır. Hem de ‘Nerede o eski dostluklar?’ denilen bir zamanda, üstelik dünyanın en uzay istasyonu şehri Newyork’ta arkadaşlıktan daha kıymetlisi ve yaşamı güzelleştireni olamayacağını hatırlatmış ve gerçeğin sıkıcı yoğunluğundan neşeli bir çıkış kapısı sunmuştur. Sanki en kapitalist, en bireysel ve dolayısıyla zamanını, duygusunu ve nakdini paylaşmaya en kapalı toplumda bile bu kadar yakın dostluklar oluyorsa, ‘Neden olmasın?’ dedirtmiştir! Friends kapitalizmden teneffüse çıkıştır!

Birbirinden farklı altı karakterin arkadaşlığı zaman zaman aşka dönüşse, içinde bolca rekabet barındırsa, sık sık kıskançlıkla tüm bilinçaltı hortlaklarını tetiklese de kimse kimseden vazgeçmeyi düşünmeyince arkadaşlığın kolayca harcanmayacak, asla tüketilmeyecek bir emek ve sabırdan oluştuğu gösterilir. Hatta arkadaşlığın, aşktan üstün geldiği ve belki de dünyada yaşanabilecek en hakiki ilişki olduğu anlatılır. Tüm anlatılarda yere göğe sığdırılamayan en yüce duygu olan aşkın geçiciliğine, dostluğun ebediyeti tercih edilir. Örneğin Joey ve Rachel arasında daha 5. ve 6. sezonda filizlenen ve sürekli bastırılan ancak 10. Sezonda tekrar ateşlenen dürtüler, Ross’un üzüldüğü fark edilince başlamadan bitirilir. Aşksız yaşanır ancak arkadaşsız yaşanmaz! En sevdiğin konsere, maça, filme, yemeğe sevdiğin bir arkadaşınla gitmezsen alacağın keyfin tam olamayacağını öğretirler. Çünkü Friends, arkadaşlığın da aşk kadar ve belki de çok daha değerli, kalıcı ve hayatın esası olduğunu hatırlatan ve ispatlayan post-modern bir masaldır. Aslolan dostluktur!

Başladığı tarihlerdeki pek çok masal gibi karanlığa, çıkışsızlığa, mekanikleşmeye ve mutlak yalnızlığa uğramaz. Hayat gibi hem çok komik hem de çok acıklıdır ama daha ince ve uzun gösteren aynalar gibi hayatın kendisinden daha güzeldir! Ruhu gövdeden koparan kapitalist kaygıların esiri olmayan ve sık sık bu kaygıları da ironiyle irdeleyen ve böylece ağlanacak insanoğluna gülümseten ara yollar sunan nefis bir masal… Dolayısıyla 2004’te biten dizinin müdavimleri tekrar tekrar rastgele bir bölüm açar ve izlerler, çünkü masallar bir kere değil yüzlerce kez okunduğundan masal olurlar. Friends, post-modern zamanların en güzel masalıdır!

Aradan geçen on yıldan sonra bir televizyon stüdyosunda oturduklarında, seyirci de taşındığı eski mahallesine gider gibi ya da mezun olduğu okul arkadaşlarıyla buluşacak gibi çoktan tükettiği gençlik heveslerine kavuşmak için heyecanlıdır. Bu kavuşmalar da her zaman birileri çok değişmiştir, birileri aynen bıraktığınız gibi sizi bekler ve mutlaka eksik vardır; ya yetişememiştir, ya da gelememiştir Chandler gibi! Ama tamamen terk etseler bile oradadırlar, çünkü kişisel tarihiniz beraber yazılmıştır bir kere. Sims oynarken ya da yol üstü bir Cental Perk’te ya da sizin kurduğunuz özel arkadaşlıklarınızla Friends yeniden başlar. Dostluk bâkidir!

Şenay Tanrıvermiş

Çizim: Ece Gürbüz

(Masa Dergi 2. Sayıdan)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir