Tiyatronun muhalif gücü: Dario Fo

Dario Fo

 

İtiraf etmeliyim ki benim için Dario Fo’yu anlatmak en zoru.

Ona dair anlatacak birçok şeyim olmasına karşın onu anlatmaya dilim varmıyor bazen. Göçüp gitmiş olmasını mı kabullenemiyorum hâlâ yoksa ona dair anlatmak istediğim her şeyi anlatamamak, kendimi ifade edememek, bendeki yerini tarif edememe telaşı mı bu, bilmiyorum.

Şimdiyse biraz buruk ve telaşlı bir şekilde 35 yıllık anılarımı yanıma alıp masamda yıllar önce yerini almış Dario Fo ile olan fotoğrafıma bakıp biraz gözlerimi silip bu uzak mesafeden ve bir o kadar da ona yakın bu mesafeden en yoğun hislerimle hocama olan tükenmez sevgim ve saygımla anlatmaya çalışacağım.

62 yıl boyunca tiyatro sahnelerinde “ezici iktidara” muhalif olan ve sözünü eleştirel bir usule esirgemeyen Dario Fo bu dünyadan yanına 90 yıllık yorgunluğunu alıp 13 Kasım 2016 sabahı aramızdan ayrıldı.

Büyük usta yaşamı boyu açlığa karşı duranların, direnenlerin, ”gerçek ve insancıl yaşamı” talep edenlerin tiyatrosunu yaptı. Bu tiyatro, hangi parti ya da görüşten olursa olsun iktidarların koltuğu altında hırsızların, rantçıların, hortumcuların olmadığı, fay hatlarına pay hatlarının döşenmediği, adil ama “gerçekten” adil bir yaşamı talep edenlerin tiyatrosuydu. Eşit bir düzenin tiyatrosunu yapmak için yıllarını, yaşamanı sanata adayan Dario Fo direnmenin en güzel yollarından birine yani tiyatroya güçlü, eleştirel, muhalif çiçekler dikti.

Tam 25 yıl önce ben de o çiçeklerden ne öğrenebilirim diye Dario’nun yoluna düştüm. 22 yaşında genç bir oyuncu adayıydım. İtiraf etmeliyim ki tiyatro benim içimdeki sevdaydı, kalbimse küçük bir kız çocuğu olduğum günden beri haksızlıklara karşı hep acırdı. Bir direnme biçimi olarak gülmek ve kadın kimliğimi yeniden inşa etme çabamın ardına bir de Dario’nun yolu eklenince artık daha umut dolu oldum. Özellikle Kadın Oyunları’nı ilk izlediğimde çok etkilenmiştim. Hemen tüm kitaplarını okumaya, incelemeye koyuldum. Dario Fo ve metinleri üzerine çalışmalara başladım. Ülkemde bu olan biteni göstermeliydim, o esintiyi buraya taşımalıydım. Kendime yüklediğim bu misyonla çıktığım yolculukta bazen yorulsam da asla pes etmedim.

Dario Fo’yu tanıyıp çalışmaya başladıkça büyülendim. Her seferinde içimdeki umut sanatla yoğruldu. Toplumsal tabakalaşmanın böyle keskin bir bıçakla çizildiği, yoksulluğun ve yokluğun en ağır şekillerde deneyimlendiği topraklarda herkese değebilecek bir kapı bulmuştum artık.

Milano’da evlerinde kaldığım, beraber trenle turnelere gittiğim hocamla, akşam sarımsak soslu makarna kaynatıp yoksul bir yemeğin tanımını yapar, durmadan sohbetler edip çalışırdık. Öyle ki en sıradan sohbetimiz bile benim için ders kıymetindeydi.

Dario ve eşi Franca (Rame) hem kadın hem oyuncu kimliğimi kazanmamda ışığım olan ender şeylerdendi.

Bana kendilerini temsil etmemi teklif ettiklerinde içimden geçen ürpertiyi tarif etmem imkânsız. Öylesine heyecan verici ve büyük bir sorumluluktu ki bu ciddi bir telaşa büründüm. Eğrisiyle doğrusuyla çıktığımız bu yolda artık Dario ve Franca Türkçe seslenmeye başlamıştı. Nurettin Şen’le artık en güçlü bağlarımız olmuştu çevirilerimiz ve kitaplarımız.

Yıllarca üzerine çalışmama rağmen ilk defa bir cesaret bulup 35 sene sonra Dario ve Franca’nın bir oyunu ile sahneye döndüm. Seks? Eh, Hayır Demem! Adlı oyunlarını Aşk Dersleri adıyla Türkiyeye uyarlayıp ortak dertlerimizi başka bir coğrafyada anlatma çabasına giriştim. Şimdi her sahneye çıktığımda Dario’ya kocaman bir alkış ve barış kaplı bir güvercin yolluyoruz. Ve ben her sahnede biraz daha güçleniyormuşuz gibi hissediyorum.

Dario Fo’ da dediği gibi:

“Barış’ın tek bir olanağı var: Mücadeleyi barışın enstrümanları ile sürdürmek… Var olan tüm gücümüzle ölümlere karşı durmak… Düşünecek zaman yok. Vahşi kapitalizmin lokomotifi yeryüzünü dağıtmak üzere hızlanmış, savaşa doğru gidiyor. Biz de her zamanki gibi yineliyoruz: Barışa fırsat ver. Hemen. Başkasını bekleme, sen başlat.

Dünya efendilerine her karşı duruş, insanlığa soluk almayı armağan edecek…” şiarını benimseyip yolumuza devam ediyoruz.

Sen var ol Dario, yolumuza ışık olduğun her an için teşekkürler.

Sen pes etmedin, biz de sanatla derdimizi anlatmaya devam edeceğiz, sen var ol.

Füsun Demirel

(Masa Dergi 5. Sayıdan)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir