Edvard Much’ın Çığlığı

Edvard Munch Çığlık

“Bir akşamüstü iki arkadaşımla birlikte yorgun ve hasta halde yürüyordum. Şehir ve fiyort önümüzde uzanıyordu. Güneş batıyor ve bulutlar kan kırmızı bir renge bulanıyordu. Orada korkuyla titreyerek durdum ve doğayı delip geçen yüksek perdede, bitimsiz bir çığlık duydum.”

Edvard Munch, günlüğünde “Çığlık” tablosunun aklına geldiği anı böyle tasvir ediyordu. Tabloya baktığımızda kırmızı bir gökyüzü, dalgalı bir deniz, bir köprü üzerinde ikisi arka planda biri önde, üç figür görüyoruz. Renkler çok keskin, biçimlerse dağınık. Kırmızı, koyu mavi ve siyahın baskın olduğu resim rahatsız edici bir duyguyu tetikliyor. Ancak arka plandaki iki adamın kayıtsız ve alelade duruşları bu yoğun duyguyu resmin ön planındaki figüre doğru itiyor. Figürün bedeninin duruşu, acı içindeki yüz ifadesi bu duygunun, onun zihninde olup bittiğini gösteriyor.

Munch’ın çocukluk dönemi Oslo’da hastalık, melankoli ve dini ritüellerle dolu bir evde geçmişti. Bu çocukluk dönemi ona olumsuz bir bakış açısı ve depresif bir ruh hali vermiştir. Resmi ise, içsel gerginliklerini ifade etmenin bir aracı olarak görüyordu. İşte “Çığlık” tablosunda da, yaşamının büyük bir bölümünde deneyimlediği depresyon dönemlerini, dehşet ve kriz anlarını resmetmişti.

Edvard Munch Scream

Tablolarında ruhsal ve duygusal konuları işleyen Munch, Çığlık’ın üç farklı versiyonunu yapmıştı. Pastel boya, taş baskı ve yağlı boya ile hazırlanmış bu üç tablo da müzayede yoluyla satılan en pahalı eserler arasındadır. Sanat tarihinin ikonik resimlerinden biri olan Çığlık’ta Munch, kabul edilmiş sanatsal geleneklere ve natüralist yaklaşıma karşı durur. Gözün gördüğünü değil aklın gördüğünü resmeden Munch, Dışavurumculuk akımının gelişmesinde önemli katkıları olmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir