Bir Güzel İnsan: İhsan Yüce

Kızını vereceği damat adayını bir türlü kararlaştıramayan çıkarcı baba, iradesini zenginden yana kullanan adaletsiz muhtar, köylüsüne kök söktüren merhametsiz ağa, mutlu ailemize dadanan sevimli sarhoş… Büründüğü karakterlere kattığı abartısız ve aynı oranda “büyük” oyunculuğuyla Yeşilçam’da yan rol anlayışını değiştiren usta oyuncu, altmışa yakın filmin senaristi, yönetmen ve şair İhsan Yüce’yi, dostları ve ömrünün çoğunu geçirdiği Salacak semti sakinlerinin tabiriyle İhsan Baba’yı anlatmaya çalışacağım.

Dağıstan’dan Anadolu’ya

Mehmet İhsan Yüce 1921 yılının ocak ayı Elazığ’da, sorunlarına sıklıkla eğildiği “Anadolu”nun kalbinde dünyaya gelir. Kuyumculuk yaparak geçimini sağlayan Dağıstan göçmeni babası Cebrail Bey’in maddi durumu kötüleşince İzmir’in yolu tutulur. Sanatçı önce İzmir Atatürk Lisesi’ni ardından bugünkü Marmara Üniversitesi’nin temellerini oluşturan İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirir. İktisat okumuştur hatta bir süre özel şirketlerde muhasebecilik de yapar fakat parayla olan ilişkisi filmlerinde kızını daha yüksek başlık parasına vermek ya da muhtarlığını yaptığı köyde zenginin tarafını tutmak gibi toplumsal sorunları göstermeye çalışmaktan ibarettir. Tiyatroya 1952 yılında İzmir’deki Halk ve Çocuk Tiyatrosu’nda başlayan sanatçı bir sezonluk Bizim Tiyatro serüveninin ardından 1965 yılında oyuncu ve sporcu Lale Oraloğlu’nun bir araya getirdiği ekibe katılır, orada da bir yılını doldurduktan sonra arkadaşlarıyla birlikte Ankara Drama Tiyatrosu’nu kurar. Burada Dostoyevski’nin ünlü romanı “Suç ve Ceza”nın uyarlamasında ruhsal durumu gittikçe kötüleşen ana karakter Raskolnikov’a hayat verir. Aynı yıl sinemadan tiyatroya uyarladığı Charlie Chaplin’in “Sahne Işıkları” oyunu da başarılı olunca Ankara tiyatro çevrelerinde adından söz ettirmeye başlar sanatçı. Dönemin Türkiye’sinde sinema sanatı en önemli gelişmelerinden birini yaşamakta, kapalı salonların hayata geçirilme projeleriyle birlikte renkli film uygulamalarına da hız verilmektedir. 1964 yılında Metin Erksan’ın yönettiği “Susuz Yaz” filmi Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönerek uluslararası alanda ödül alan ilk Türk filmi olunca sinemanın etkisi daha da artar. Değişime sonuna kadar açık olan İhsan Yüce için sanat, daha fazla insana ulaşmak ve toplumu geliştirmek için vardır; o da hiç zaman kaybetmez ve ileride büyük emekler vereceği Yeşilçam’a “Altın Yumru” filmi ile geçiş yapar. 1965-66 döneminde Ertem Eğilmez’in “Senede Bir Gün”, “Bir Millet Uyanıyor” ve “Sürtüğün Kızı” filmleri tiyatrodan sinemaya geçişi pekiştirir fakat çok sevdiği tiyatrosundan tam anlamıyla koparamaz sanatçıyı; İstanbul Direklerarası Tiyatrosu’nda halkıyla buluşmaya devam eder İhsan Yüce.

Sinemayla Dolu Bir Ömür

1971 yılına kadar bir yandan tiyatro çalışmaları diğer yandan sinema filmleri ile uğraşan sanatçı ihtiyaç gördüğü konulara değinerek toplumun sorunlarına eğilmek istediği için bambaşka bir dönem başlamak üzeredir. Yapılması gerekeni başkalarından beklemeyecek kadar erdemlidir İhsan Yüce. Gerekli birikimi edinmiş, tecrübeli bir tiyatro ve sinema sanatçısı olarak Aslıer Film’i kurar; Hayat Cehennemi filmiyle de ilk senaryo ve yönetmenlik deneyimini yaşar. Bundan sonrası ise tamamen sinemayla geçecek bir ömrün habercisidir. 1973 yılında Ertem Eğilmez’in ses getiren filmi “Canım Kardeşim”de geçtiğimiz ay kaybettiğimiz bir diğer usta oyuncu Halit Akçatepe ve sinemaya saf yan adam rollerinde figüran olarak giren Kemal Sunal ile küçük bir sahnesi vardır sanatçının. Ertem Eğilmez’in keşfederek Türk sinemasına armağan ettiği Kemal Sunal 1974 yılında Atıf Yılmaz yönetmenliğindeki “Salako”da ilk başrolünü alırken İhsan Yüce de Reşit Ağa olarak karşımıza çıkacaktır. Bu dönemlerde sanatçı oyunculuğunun yanı sıra hayatının son günlerine kadar canla başla çalışacağı senaryo alanında da kendini geliştirmektedir. 1974 yılında töre cinayetlerini anlatan önemli filmlerden “Bedrana”nın senaryo yazımında duayen yazarımız Vedat Türkali’nin yanında yer alır ve “Bedrana” 11. Antalya Film Şenliği’nde En İyi İkinci Film ödülüne ulaşırken İhsan Yüce ise senaryo alanında büyük bir adım atmış olur. Ertesi yıl ise karı kocayı canlandırdıkları “İşte Hayat” filmi yılın en önemli sinema olaylarından biri olarak kabul görecek, 13. Antalya Film Şenliği’nde Adile Naşit En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alırken İhsan Yüce de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne layık görülecektir. Türkiye’de ise siyasi olayların yönü değişmek üzeredir.

Demokrat: Demikrat, Demirkrat, Demir Kır At!

50’li yıllarda fırtına gibi esen Adnan Menderes önderliğindeki Demokrat Parti’nin 27 Mayıs darbesiyle düşürülmesi, ardından gelen 60’lı yılların İsmet İnönü’lü CHP’si döneminde yaşanan sağ-sol çatışmaları ve sonunda Süleyman Demirel’li Adalet Partisi ile 70’lere giriş Türk halkını iyice yıpratmıştır. 1 Şubat 1974 tarihinde oyuncu Talat Gözbak önderliğinde, başkan vekilliğini İhsan Yüce’nin üstlendiği sinema, tiyatro, resim, heykel, edebiyat, müzik ve bütün plastik sanatları kapsayan “Türkiye Kültür İş Sendikası” kurulur. Sendikanın üyelerine seslenişinde İhsan Yüce’nin sanata yaklaşımını görmek mümkündür: “Sinema ve kültür emekçisi bütün arkadaşlarımıza” diye başlayan metin “…mesleğin olan sinemanın bir halk eğitim ve kültür aracı olduğunu biliyor musun?” diye devam eder. Türkiye siyasi anlamda çetin bir dönemden geçmekte, toplumsal sorunlar hiç olmadığı kadar gündemi meşgul etmektedir. 70’li yılların sonu yaklaşırken bir grup sinema emekçisi bir şeyler yapmak, toplumu aydınlatmak, sosyalist hareketi sinemanın bir noktasına yerleştirmek niyetindedir fakat halk siyasetten bıkmış, Yeşilçam da neredeyse sadece “güldürü”nün çevresinde toplanmıştır. Böyle bir dönemde Ertem Eğilmez sinemanın önemli isimlerini yan yana getirecek bir film yapmak ister ve ekibi toplar. Arzu Film’in Beyoğlu’ndaki ufak yazıhanesinde bir araya gelinen toplantıda herkes ortaya bir hikâye atmakta, hikâyeler üzerinden filmin senaryosu tartışılmaktadır. Söz İhsan Yüce’ye geldiğinde sanatçı; “Güneydoğu’da sömürü meselesi çok önemli” der; “ağalarla köylüler arasındaki ilişkiyi anlatacak bir film yapalım.” Bunun üzerine yirmiden fazla eseri sinemaya uyarlanan yazar Osman Şahin’in “Fareler” adlı öyküsünde karar kılınır. Böylelikle Ertem Eğilmez’in yapımcılığını üstleneceği, yönetmenlik koltuğuna ise Atıf Yılmaz’ın oturacağı, sinemamızın köşe taşlarından “Kibar Feyzo”nun yazımına başlanır. Filmde baskıcı Maho Ağa (Şener Şen) marabalarına kök söktürmekte, askerden yeni dönen Kibar Feyzo (Kemal Sunal) ile Bilo (İlyas Salman) köyün en güzel kızı Gülo’yu (Müjde Ar) almanın peşinde, kızın babası Hacı Hüso (İhsan Yüce) ise sağlam bir başlık parası koparmanın derdindedir. Fakat Feyzo askerliğini yaptığı sırada gerçekleri görmüştür; ezilen köylüsüne de bunları aktarmaya çalışmaktadır. Her seferinde Feyzo’yu İstanbul’a sürgüne göndererek bilmeden onun işçi grevleri, başlık parasının kadını mal yerine koyması, faşizm karşıtlığı, sendikacılık gibi kavramları öğrenmesini sağlayan Maho Ağa bir sahnede marabalarına sinirlenir ve “Ula şurada 141-142 başsınız; hepinizi ben besliyim, vallaha sataram köyü ha!” diye çıkışır. Bu çıkış aslında 1991’e kadar yürürlükte olan, anayasanın sosyal sınıfı ortadan kaldırmaya çalışanlar hakkında cezai yaptırım uygulanmasına olanak sağlayan 141 ve 142. maddelerine bir göndermedir. Yasanın sekiz yıldan on beş yıla kadar ağır hapis ve hatta ölüm cezası içermesi senarist İhsan Yüce başta olmak üzere filmde emeği geçenlerin cesaretini göz önüne koymaktadır. Bununla da kalmaz sanatçı, en ağır eleştirilerden birini kendi oynadığı Hacı Hüso karakteriyle verir izleyicisine. Bir sahnede Hacı Hüso, Gülo’yu istemeye gelen iki aileyi açık artırma usulüyle birbirine kırdırmakta ve pazarlığı kızıştırmaktadır. Feyzo’nun anası Sakine Kadın (Adile Naşit) bu yönteme sinirlenince Hacı Hüso gülümser ve “Benim yaptığım tam demirkırat usulü bir seçim” der. 1977 yılında yapılan seçimleri Cumhuriyet Halk Partisi kazanmış fakat güvenoyu alamadığı için hükümet Adalet Partisi önderliğinde koalisyonla kurulmuştur. Adalet Partisi’nin ambleminde ise özellikle Anadolu insanının söylemekte zorlandığı demokrat kelimesinden türeyen “demir kır at” bulunmaktadır.

Toplumun Sorunlarına Eğilen Yüce Sineması

Yeşilçam’ın belki de en önemli yapımlarını oluşturan aile filmlerinde de karşımıza çıkar İhsan Yüce; 77 yapımı “Gülen Gözler”de Hasan Usta, 78 yapımı “Neşeli Günler”de ise Saadet Hanım’ın (Adile Naşit) talibi sarhoş Nazif karakterlerine can verir. Ertesi yıl Necati Cumalı’nın aynı adlı eserinden sinemaya ikinci defa uyarlanan “Derya Gülü” filminin çekimleri vardır. Filmin altı yıl önceki ilk uyarlaması yeterli ilgiyi görmeyerek beklentilerin altında kalmıştır. Bu sefer yönetmenlik koltuğunda “Malkoçoğlu” serilerinde başarıyı yakalayan Süreyya Duru, esas oğlan Sinan rolünde ise Bulut Aras bulunmaktadır. Yağız bir delikanlı olan Sinan, yanında işe başladığı yaşlı denizcinin genç eşi Meryem’le (Meral Orhonsay) yasak aşk yaşamaktadır. İhsan Yüce aldatılan Karadenizli Haşim Kaptan rolüne öyle bir hayat verir ki ertesi yıl yapılan 18. Antalya Film Şenliği’nde “jön”den rol kaparak En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülür. Oyunculuk kariyerinin zirvesindedir İhsan Yüce; yıllardır emek verdiği sineması ona hak ettiği karşılığı göstermeye başlamıştır ama o bunların hiçbirini önemsemez; yazmaya ve oynamaya ilk günkü heves ve kararlılığıyla devam eder. Aynı yıl yazıp yönettiği “Bebek” isimli filmi Karlovy Vary Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’yle dönen sanatçı 80’li yıllarda “Davaro”, “Çiçek Abbas”, “Postacı”, “Keriz”, “Yılanların Öcü”, “Fatmagül’ün Suçu Ne” gibi pek çok filmde oynar; “Bizim Sokak”, “Çarıklı Milyoner”, “Şabaniye”, “Sosyete Şaban”, “Uyanık Gazeteci”, “İnatçı” gibi filmlerin senaryolarını yazar. 80’li yıllar bitmek üzereyken ülkenin sorunları da değişmeye başlamıştır; bunun sonucunda İhsan Yüce’nin sineması da değişmek, toplumun yeni sorunlarına ışık tutmak zorundadır. Köylerden büyük kentlere yaşanan göç dalgaları özellikle İstanbul’da konut fiyatlarını yükseltmiş, halkın geçim sıkıntısı had safhaya ulaşmıştır. Sanatçı bu kez başarılı olduğu için köyden İstanbul’a tayin edilen Hüsnü Öğretmen’in (Kemal Sunal) hikâyesini aktarır bize. “Öğretmen” filmi, memur maaşıyla İstanbul’da tutunamayan Hüsnü’nün ek işler yaparak ailesini geçindirmeye çalıştığı bir pencereden İstanbul’daki ulaşım ve konut sıkıntısına eleştirel bakışla yazılmıştır. Senaryosunu filmin yönetmeni Kartal Tibet ve yapımcısı Memduh Ün’le birlikte yazan İhsan Yüce her geçen gün öğretmenlik mesleğinde bir adım ileri giderken psikolojik olarak çöküşe uğrayan, sonunda ise aklını kaybeden Hüsnü öğretmenin hikaâesiyle bir kez daha halkı kendi sorunlarıyla yüz yüze getirmeyi başarır.

Yeşilçam’ın Mimarlarından

Yüzden fazla filmde oynayan, altmışa yakın senaryo yazan ve film yöneten bir sanatçının çok para kazanacağı ortadadır ancak sürekli ev değiştirdikleri bir dönem, kızının “Baba alacak mıyız biz bir ev?” sorusuna “Niye ev alalım kızım, bütün evler bizim” diye cevap verecek kadar paradan uzaktır İhsan Baba. Kazandığını sinemaya ve tiyatroya yatırır. Onun için hayat sanat üzerinden insanı geliştirmektir; resim ve heykel yapmak, oynamak, yazmak ve yönetmek, kısacası sürekli üretmektir. Mayıs 1991’de Salacak’ta bahçeli küçük bir evde, mahallelinin İhsan Baba’sı olarak senaryo çalışmalarına devam ettiği bir bahar günü kalp krizi geçirerek aramızdan ayrılır büyük usta. Arkasında Yeşilçam’ın unutulmazları arasına giren yüzlerce filmle şairlere saygısızlık yapmak istemediği için sadece bir tanesini yayımladığı şiirlerini bırakmıştır. Tiyatrocu Yusuf Ekşi, sanatçının cenaze törenine Can Yücel’in de katıldığını fakat mezarlığa gelmediğini aktarır. Bunun nedenini merak eden Ekşi’ye Can Yücel’in cevabı “İnsan arkadaşını gömer mi yahu” olacaktır. Filmlerinde genellikle kötü karakteri oynamasına ve senaryosunu yazdığı eserlerinde değindiği güncel sorunlarla izleyene ayna tutmasına rağmen hiçbir zaman kötü karakter olarak anılmamıştır İhsan Baba. O, herkesin sevdiği, içinde iyilikten ve sanattan başka bir şey barındırmayan, ülkemize gelmiş en büyük sanatçılardan biridir. İşlerini yürekten yapmış olmalarından mıdır, bilinmez, çoğu sinemacı dostu gibi kalbi bu ağırlığı kaldıramamış ve yirmi altı yıl önce bu zamanlar aramızdan ayrılmıştır. Türk sinemasının mimarlarından olan İhsan Yüce’yi ölüm yıl dönümünde saygı ve özlemle anıyor, yönetmenliğini Özgür Güzelgül’ün üstlendiği “Bir Yeşilçam Hikâyesi; İhsan Yüce” belgeselinin de yakın zamanda sizlerle buluşacağının haberini vererek sizi sanatçının günümüze ulaşmış tek şiiri “Ekmek, Şarap, Sen ve Ben”den bir alıntıyla baş başa bırakıyorum:

Ekmek, şarap, sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını

ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkahalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…

 

Recep İlkkbahar
(7. Sayımızdan)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir