Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Stefan Zweig

Avusturya’lı yazar Stefan Zweig (1881- 1942) Psikoloji ve Freud’a olan ilgisini, öykü karakterlerini yaratmakta da ustaca kullanmıştır. Buna en büyük örneklerden biri hiç kuşkusuz; Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu. 1920’lerin başında yazdığı bu öykü, Yazar R.’ye bir kadının isimsiz olarak gönderdiği bir mektubu konu alıyor.

Burada dikkat çeken şeylerden biri, Zweig’in bir erkek olarak bir kadının neler hissedebileceğini kağıda dökmüş olmasıdır. Mektupla anlatılan aşk, oldukça naif ve ince bir şekilde dile getiriliyor. Takıntıya varan bu platonik aşkı okurken kendimizi, bazen kadına bazen de adama kızarken buluyoruz. Bazen de kendimizi kadının yerine koyup, kağıdın başına eğilmiş mektup yazan çaresiz bir kadını hayal ederken buluyoruz. Mektuba konu olan şeyin ne kadar aşk olduğunu sorgularken, Zweig’in psikolojik çözümlemeleri okuru diğer eserlerinde olduğunu gibi bunda da etkiliyor ve sıradan bir karakter dikkat çekici bir hal alıyor.

68 sayfalık öyküde hikaye, Yazar R.’nin mektubu okumaya başlamasıyla örülmeye başlıyor. Mektup şöyle başlıyor; “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” Bunu okuyan R.nin verdiği ilk düşünsel tepki, aslında kitabın tümüne hakim sorguyu vurgulamaktadır. “Ona mıydı bu, yalnızca düş ürünü bir insana mı yazılmıştı?”

Stefan Zweig

Mektupta  “Sen beni hiç tanımadın” vurgusu yapılıyorsa da,  aslında R, kadını biliyordur fakat hiç dikkat etmemiştir.  Oysa kadın her şeyin en ince ayrıntısına kadar dikkat etmiştir ve her şeyin farkındadır…

“Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”


Stefan Zweig, kültür ve edebiyat alanında eğitimine çocuk yaşlarında başladı. Felsefe üzerine üniversite öğrenimi gördü ve beş dil öğrendi. İlk şiirlerini lise çağında yazan Zweig, 1901’den sonra Paul Verlaine ve Baudelaire şiirlerini çevirdi. Birçok ünlü yazarla dostluk kurdu. 1927’de 1. Dünya savaşı sonrası Nazilerin yaktığı kitaplar arasında,
makale ve konferanslarla Avrupa’daki aşırılıklara dikkat çeken Zweig’in eserleri de bulunmaktadır. Hitler baskısı yüzünden birkaç ülke değiştiren yazar, kaçan huzuru bir daha hiç bulamadı. Hitler’in dünya düzenin değişmeyeceğinden korkması ve kendine ait bir dünyası kalmadığı düşüncesiyle; 22 Şubat 1942’de eşi ile birlikte intihar etti.
Stefan Zweig, Satranç ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu başta olmak üzere dünya edebiyat tarihine onlarca eser vermiştir. Psikolojiye olan ilgisi ve birikimi onu biyografilere yönlendirirken kitap karakterlerini sıradanlıktan çıkararak ustaca anlatmıştır.
Stefan Zweig ölümünden sonra, Montaigne’nin düşünsel eğitiminden geçtiği için çoğu çağdaşları tarafından “Son Avrupalı” olarak anılmıştır.

 

*Alıntılar;  Stefan Zweig – Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu , Çeviren , Ahmet CEMAL, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Zeynep Sevde Yengi

1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir